Necib
Sultanım şöyle buyurdu:"Seyyid Ali Baba hazretleri ile İskenderun'da 1950
li yıllarda tanıştığımda hazret, Hz. Pir mevlana Efendimizin "Hamdım,
piştim, yandım" sözünün "yandım" bölümünü yaşamakta idi. Eski
İskenderun adliyesinin karşısında olan Kore parkı içinde bulunan havuzun içine
bir kış günü suya atılmıştı, kışın dondurucu soğuğuna rağmen hiç aldırış
etmedi. Terzi dükkanımın kapısının önüne gelir içeri girmezdi. Sonra içeri
girme hadisesi şöyle oldu. Hiçbir şey bedelsiz olmuyor. İskenderun Ceyhan
arasında dolmuşçuluk yapan birisi vardı. Bir gün bana gelerek "Necib
Efendi bir şey dikkatimi çekti. Senin dükkanın önünde duran yaşlı amca var ya
ona bir gün Ceyhan dönüşünde Erzin civarında rastladım yağmur sicim gibi
yağmakta idi.Arabaya almaya niyet ettim.silecekler zorlukla çalışıyordu.muavine
de tembih ettim. Bu amcayı arabaya alalım diye unutmuşuz. İskenderun'da geldik
sonra Osmaniye'ye yolcu çıktı onu götürüp dönerken yine yolda rastladık.
Yağmurdan tamamıyla ıslanmıştır diye düşündüm.Yine arabayı durdurup almayı
unuttum. İskenderun'a geldim. Kaymakamlık binasının karşısındaki garaja
geldiğimde o zat garajın köşesinde idi.ama hiç ıslanmamıştı. Bu nasıl
oluyor?" diye bana sorunca ben "sen her halde karıştırmış
olacaksın" diye cevap vererek geçiştirdim. Aynı şoför ,denizciler
beldesinde İskenderun'a gelirken, önde giden bir kamyonun lastiğinden fırlayan
bir taş ön camını kırmıştı. O sırada cam karaborsada bulunmuyordu. Dükkanıma
geldi.durumunu bana anlattı. Bende dükkanın kapısının bir kanadında olan camı
işaret ederek, bu kapıyı söktür götür.bir camcı bu camı otobüsün kırılan ön
camının yerine monte etsin dedim. Terzi dükkanındaki kalfalar hayret etti.
Çünkü dükkanın darabası vardı ancak, gündüz, rüzgardan dolayı tüm toz dükkana
dolmakta idi. Dört ay sonra cam karaborsası kalktı kapının camını taktırdım. Bu
hareketimden dolayı Hak Teala bana lütfetti, Seyyid Ali baba hazretleri
dükkanımdan içeriye adımını atmış oldu...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder